Didem Moralıoğlu ile Koronafobi üzerine konuştuk

10 Nisan 2020, 4:10 pm 58 views

Bilinçaltı Davranış Terapisti, Bioenerji Uzmanı ve Yazar Didem Moralıoğlu ile bugün sosyal mesafeden söyleşiyoruz. Bizi kitabı ‘Düşüncen Değişirse Kaderin Değişir’ tanıştırdı. İçinden geçtiğimiz Koronavirüs sürecinde kaygımızı kontrol etmek,en büyük sorunumuz olsa gerek. Didem Hanım’a sordum, en ince ayrıntısına kadar örneklerle yanıtladı. Sohbetimiz, yeni psikolojik problemimiz Koronafobi etrafında gelişti. Uzun soluklu, bilgi dolu bir söyleşi paylaşıyorum sizinle…

Keyifli okumalar…

#evdeyimokuyorum

#evdekal


BU DÜNYADA İNSANI İNSAN YAPAN EN ÖNEMLİ ANAHTAR, KENDİ DÜŞÜNCESİDİR


– Sizi kişisel marka danışmanı olarak yıllardır takip ettik şimdi bilinçaltı davranış bilimlerini de eklediniz. Bu nasıl bir süreç oldu? Bu sektöre geçiş sürecinizden bahseder misiniz?

Bugüne kadar kişisel marka danışmanlığı verdiğim tüm bireylerin markalaşma süreçlerinde, en çok kişinin tüm psikolojik analizini inceleyen hizmet anlayışıyla çalışmayı misyon edindim. İnsan psikolojisiyle beraber çalışmak beni Bilinçaltı Davranış Bilimci statüsüne getirdi.

– Size neler sağladı?

Yaptığım psikolojik çalışmalarla bugün geldiğim noktada, NLP kişisel gelişim teknolojileriyle Bioenerji alternatif tıp uygulamalarını birleştirerek, benim bu bütünleşik yaklaşımı kişisel markalaşma sürecinde kullanabilen, bilinçaltı davranış bilimci ve biyoenerji uzmanı olmamı sağlıyor. Uzun yıllar beynin genel işleyişi ve bunun ruhsal ve bedensel sağlık üzerindeki etkileri üzerine çeşitli araştırmalar yaptım.

– Peki neler yapıyorsunuz?

Bu çalışmalarımın sonucunda, insan vücudunu bir bütün olarak ele alarak duygusal, düşünsel, zihinsel, ruhsal ve fiziksel olarak enerji akort ayarının yapılmasıyla neredeyse, tüm hastalıkların bilinçaltı terapi teknikleriyle iyileştirilmesi üzerine danışmanlık seansları düzenliyorum. Buna Bilinçaltı Terapi seansları da demekteyim. Zihnimizde yer alan olumsuz düşünce kalıplarını iyileriyle değiştirerek, kişiyi geçmişin yüklerinden kurtarıp gelecek için ruhsal olarak daha sağlıklı bir birey haline gelmesine katkı sağlıyorum. Hatta son kitabım olan Düşüncen Değişirse Kaderin değişir tamamen bilinçaltı süreçlerini nasıl değiştireceğimizi, iyileştireceğimizi anlattığım bir kitap oldu.

– Evet, biz de son kitabınız ile tanışmış olduk. Bu kitabı yazma amacınız neydi?

Herkesin kendi içindeki düşünce gücünün farkına varması, onu hayatlarına dahil ederek hem kendileri hem de tüm evrenin hayrına kullanabilmeleri için yazdım.

– Düşüncen Değişirse Kaderin Değişir’de nelerden bahsediyorsunuz?

Kitapta düşüncelerimizi nasıl yöneteceğimizi, hastalıkları zihin dili programlamasıyla nasıl iyileştireceğimizi, kendimize nasıl elverişli bir dünya yaratabileceğimizin yöntemlerini anlatıyorum. Tabii tüm bunlardan bahsederken sıklıkla üzerinde durduğum konu düşüncesini yönetebilen kaderini baştan yazar oluyor.

– Peki duygu ve düşüncelerimiz, buna nasıl etki ediyor?

Aslında, duygu ve düşünce hep birbirine karıştırılır. Kaderi baştan yazabilmek için de, kitapta duygularınla ilgi değil düşüncelerinle ilgili düşün diyorum. Çünkü bu dünyada insanı insan yapan en önemli anahtar kendi düşüncesidir. İnsanın bilinçli olarak düşündüğü her düşünce, bilinçaltı zihnini etkiler ve bilinçaltı bu düşünceyi düşüncenin içerdiği güce ve arzuya göre gerçekleştirir.

Düşünce şeklini değiştiren, diğer bir deyişle düşüncesini yönetebilen, duygularını ve dolayısıyla buna bağlı olarak da reaksiyonlarını değiştirir. Hayatta kendimizi yönetme şeklimiz, gösterdiğimiz ya da göstermediğimiz reaksiyonlarda gizlidir. Aslında, yaptıklarından ya da yapmadıklarından dolayı duyduğun pişmanlıklarla doludur hayat, öyle değil mi? Elbette bunlardan dolayı duyduğun mutluluk ve tatminle de… Yaptıkların ya da yapmadıkların idealindeki insan olmaktan seni alıkoyuyorsa doğru yönetmen gereken öncelikli sistem duyguların değil düşüncelerindir diyorum kitapta.

ÖNCELİKLE BEN DUYGULARINLA İLGİLİ DEĞİL, DÜŞÜNCELERİNLE İLGİLİ DÜŞÜN DİYORUM


İlaçlar veya kimyasallar fiziksel rahatsızlıklar için çözüm noktası olurken, zihindeki olumsuz düşüncelerden nasıl kurtuluruz?

Hastalandığımızda iyileşmek için ilk ne yaparız? Öncelikle bir doktora gidip bir an önce iyileşmek, hastalığı bir an önce ortadan kaldırmak için bir sürü ilaca sarılırız. Halbuki hastalığı ortadan kaldırmak yerine bizi hasta eden nedeni bulmak, nedenin merkezine inmek, iyileşmek için oldukça önemlidir. Nedeni bulup değiştirdiğimizde hastalığın çözümünü de bulmuş oluruz.

– Nasıl değişecek peki?

Biyolojik olarak stres ve fiziksel gerginlik durumunda, vücutta kortizol hormonu salgılanır. Bu hormon, salgılanma sırasında bağışıklık sistemini otomatikman devre dışı bırakır. Stres durumu özellikle derin duygu değişimlerinde veya ruhsal çöküntülere neden olduğundan, bağışıklık sistemini çökerten hastalıklara yakalanma riskiniz de artmış olur. İşte stres durumuna bağlı etkenler sağlığımızı doğrudan etkiliyorsa bunları yönetebilmek de sağlığımıza önemli bir fayda sağlayacaktır. Bunun için de öncelikle duygularımızı tanımamız gerekir. İster öfke olsun, ister korku ya da endişe, olumsuz duyguları yenmenin ilk adımı onları tanımaktır. Tanımak farkındalığın ilk adımıdır.

– Peki bunun için nereden başlamak gerekiyor?

Öncelikle ben duygularınla ilgili değil, düşüncelerinle ilgili düşün diyorum. Bunun anlamı da örneğin şu an kendinizi kaygılı, endişeli hissediyor olabilirsiniz. Öncelikle şu anki kaygı ve endişe duygusunu gözlemlemek gerekir. Kişinin hangi durumu sonucunda bu kaygı ve endişe oluştuğuna bakmak gerekir. Biz buna kişinin kendini tanıması diyoruz. Neye kızdığını, neden dolayı kaygılandığını ya da korktuğunu bilmesi bu konudaki oldukça önemli bir adımdır.

Daha sonra da bu sorunu ortadan kaldırmak için şu anki kaygı ve endişeye odaklanmak yerine, bu kaygı ve endişenin köküne inip bu duyguyu geçmişte ilk ne zaman yaşadığınıza bakmak duyguyu iyileştirmek için oldukça önemlidir. Geçmişte bu duyguyu yaşadığı ilk ana gittiğimizde bu olumsuz duygunun kişinin aklına ve bedenine nasıl hâkim olduğunu, içinde nasıl bir yer kapladığını kişinin tamamen bilinç altı seviyesinde gözlemleyerek inkâr etmeden, küçümsemeden kabule geçmesini sağlamaktır.

Buradaki beklentimiz, ben geçmişte şöyle bir durum karşısında kızgın olmuşum ve şu an da buna kızgın oluyorum, ya da öfkeleniyorum ya çok büyük bir kaygı hissediyorum gibi…

-Duygularımızın bedensel etkileri nasıl olur?

Bunu şöyle bir örnekle açıklamak istiyorum; örneğin birine onun hoşlanmayacağı bir durumu söylemeniz gerektiğinde karnınız ağrıdıysa, işte endişenin ilk bedensel etkisiyle tanışmışsınız demektir. Ya da, bazen çok bunaldığınızda ve söylemek isteyip de söyleyemediğiniz şeyler olduğunda çok derin nefes almak istersiniz; ama alamazsınız ve göğsünüzden boğazınıza doğru çıkan, “Off şurama kadar geldi!” dersiniz ya, işte bu da öfkenin bedeninizdeki en belirgin tepkisidir. Şimdi size basit bir uygulama yaptırtmak istiyorum…

– Tabi…

Yukarıdaki durumları geçmişte yaşadığınız bir ana gidin. Ama sadece o duruma izleyici olarak bakın durumun içine girmeyin daha sakin, kontrollü dışarıdan bakarak geçmişte ki durumunuzdan kendinizi daha iyi hissederek olayların farkına varıyor olacağınızdan eminim. Çünkü siz öfke ve endişe duygularınızın bedensel etkilerinin şimdi, şu anda farkındasınız.

Tabii ki bazen de bu öfke ve endişe ciddi rahatsızlıklar şeklinde kendini gösterebilir. Bunun kısaca tarif etmek gerekirse bedeninizin sol tarafı geçmiş, sağ tarafı gelecektir. Aynı şekilde sol taraf anne, sağ taraf babadır. Bedeninizin hangi tarafında sorun yaşıyorsanız o sorunun kökenine girerek duygu durumunu bilinçaltı terapileri ile çözümleyebiliyoruz.

Zihnimize gönderdiğimiz her türlü olumsuz duygu durumu yani olumsuz sinyaller bedeni her an her dakika “hazır ol”da bekletir. Bu stres bedeni ve zihni de yorar, bağışıklığımızı daha da düşürür. Bu olumsuz duygu hali hem fiziksel hem de psikolojik sorunlara zemin hazırlayabilirken olası bozuklukların da şiddetini artırır. Bunun için de yapılması gereken şey, eğer kendi kendimize çözümleyemediğimiz bir duygu halindeysek korku, endişe gibi öncelikle bilinçaltı uzmanlarından hipnoterapik yardım alarak sorunu çok kısa bir sürede çözüme ulaştırabiliriz.

HEM POZİTİF TARAFI HEM NEGATİF TARAFI ÇOK İYİ DEĞERLENDİRİN

 

– İçinden geçtiğimiz süreç malum… Günümüzde toplumun en büyük sorunu olan kaygı ve korkudan nasıl arınırız?

Aslında belirli düzeylerde kaygı ve korku hayatta kalabilmek, önlem almak için oldukça önemli olurken bunun dozajını arttırdığımızda bu kaygı ve korku bize zarar verir. Dozajını aşan yüksek kaygı bağışıklık sistemimize ve tüm ruh sağlığımıza, beden sağlığımıza ve zihin sağlığımızda tahribatlar yarattığını söyleyebiliriz. Burada önemli olan içinde bulunduğumuz durumla uyum halinde olan belirli bir seviyede bir kaygı durumuna ihtiyacımız olmasıdır. Bunun üzerindeki veya bunun altındaki kaygı durumu bizim bu süreci atlatmamıza yardımcı olacağına, aksine daha çok belirsizliğe sürükler; yani destek olacağına köstek olur. Örneğin şu an içinde bulunduğumuz pandemi durumunda her gün sürekli güncel hasta sayısını takip etmek, haberlerdeki ölüm vakalarını incelemek ya da sosyal medyadaki felaket senaryolarını takip edip senaryolara inanmak, kaygı ve korku seviyemizi arttıran şeylerdir. Tabii bunun tam tersi de mümkün. ‘Bana bir şey olmaz!’ deyip dışarı çıktığınızda hiçbir önlem almadan dolaşmak ya da önlemleri çok önemsememek gibi. Eskilerin bir tabiri vardır, belki hatırlarsınız: Azı karar çoğu zarar! Evet, belirli seviye kaygı bizim sağlığımızı korumak için, önlem almak için iyi; ama fazlası koronayak ruh halini oluşturmaktadır.

– Peki gerçeğe uygun dengeli bir kaygı ve endişe durumunda da kalabilmenin yolları neler?

Sadece negatif verilere odaklanmamak. Tabii burada Pollyannacılığı da kastetmiyorum. Hem pozitif tarafı hem negatif tarafı çok iyi değerlendirin. Tek başına pozitif taraf ya da tek başına negatif taraf, bizim sağlıklı bir yaşam sürmemiiz engeleyen bir unsurdur. İnternetteki arama motorlarına virüsü yazarak artık aramayın, onun yerine meditasyon ya da ilgilendiğiniz bir alanla ilgili bir şeyler araştırın. Bu dönemi sadece kendinize ayırabileceğiniz, kendinizi geliştirebileceğiniz bir dönem olarak değerlendirin. Bu, sizin zihninizin ve bedeninizin daha fazla rahatlamasına ve sakinleşmesine daha üretken olmanıza yardımcı olacaktır. Bunun en iyi örneği internetten online eğitimlere katılmaktır. Belki de yıllardır zaman bulamadığınız için gerçekleştiremediğiniz eğitime, şimdi online olarak internetten sahip olup hayalinizi gerçekleştirebilirsiniz. Film izleyebilir ve kitap okuyabilirsiniz. Ellerinizi kullanarak bir şeyler yaratabilirsiniz. Yemek, örgü, resim, vb. neye ilginiz varsa. Unutmayın ki kendinize vakit ayırmak ruh ve zihin sağlığımız açısında oldukça önemli bir terapidir.

Eskiden sadece bayramlarda seyranlarda aile ile olurken şimdi pandemiden dolayı ailemizle vakit geçirmeyi öğrenebiliriz. Ama şunu da unutmamak gerekir ki, aynı evin içinde herkesin ortak alanı olacağı gibi aynı evi paylaşan tüm bireylerin kendi özel zamanları ve alanları da muhakkak olmalıdır. Herkesin buna saygı göstermesi bu süreci atlatmamızdaki en önemli süreçtir.

BİREYLER, KAYGILARINI GİDERMEK İÇİN DÜŞÜNCELERİNİ VE İNANÇLARINI DEĞİŞTİREBİLİRLER


– Bilinçaltı terapisi ile kaygı nasıl çözülür?

Kaygı bozukluğu için en popüler tedavilerden biri, Nörolojik Dil Programlama Terapisidir. Öncelikle kişinin yaşadığı paniği veya kaygısını nasıl ürettiği araştırılarak başlanır. Panik atak ve kaygı bozukluğu  zihnin bir süreci olarak düşünülür her zaman, bilinçaltı seviyesinde kişi belirli bir seviyedeki zihin dalgasına alınarak kaygıyı yaratan negatif düşünce ve olay bulunur ve o olayın derinine inilerek kaygının temel nedeni bulunur. Neden zihinsel dil kalıpları teknikleriyle bilinçli seviyesinde olumluya dönüştürülür. Bu şekilde NLP terapisiyle kişi, o olay karşısında veya o olayın benzeri durumda davranışını değiştirmesi sağlandığında kendisini kaygıdan kurtulmuş ve yeni bir farkındalık sağlayarak hayatına devam etmeye başlayacaktır.

Diğer geleneksel tedavi yöntemlerinin aksine NLP, kaygıyı iyileştirmeye yönelik çalışmak için olumlu sözel ve beden dili kullanır. Bilinçaltı terapisi, bireyleri duygusal bağlantılarını belirli nesneler ve durumlar ile değiştirmek için ilişkilendirme ve ayrışma tekniklerini kullanır. Zamanla, bireyler, kaygılarını gidermek ve hayata daha olumlu bir bakış açısı getirmek için düşüncelerini ve inançlarını değiştirebilirler.

– NLP kişiye başka neler sağlar?

Bilinçaltı terapisi kaygı bozukluğu terapisinin büyük bir kısmı, hedeflerin belirlenmesi ve gerçekleştirilmesini içerir. NLP, bireylerin gerçekten neyi başarmak istediklerini keşfetmelerine yardımcı olabilir ve hedeflerine ulaşma yolunda çalışabilecekleri yollara gitmelerini sağlayabilir. Hedefler belirlenirken, bunların gerçekçi ve ölçülebilir olması önemlidir. Bir birey yaptıkları ilerlemeyi gördüklerinde, iyi çalışmaya devam etmek için motive olurlar.

Geçmişte, kaygı sorunları olanların, etkili olabilecek ya da olmayabilen ilaçlarla boşa çıkmış olmalarına rağmen, bugün bilinçaltı terapisi gibi alternatif tedavileri tercih ederek bu tarz sorunlara daha kısa zamanda köklü bir çözüm bulmuş olurlar. Bilinçaltı terapisi şiddetli kaygı olanların tedavisinde çok yararlı olduğu kanıtlanmıştır.

ASLINDA BELİRLİ MİKTARDA ENDİŞE, BİZLERİ TEDBİR ALMAYA YÖNELTİR


– Günümüzde yeni bir psikolojik sorun haline gelmeye başlayan Koronafobi için ne söylersiniz?

Aslında belirli miktarda endişe bizleri tedbir almaya yöneltir. Ama endişe hali artarak fobi düzeyine geldiğinde bizim için artık tehlike çanları çalmaya başlamış demektir. Bizim için fobiyi tedbir endişesi halinden ayıran en büyük etken kişinin kendi üzerine veya etrafında çok fazla tehdit hissedip kendini fobi nesnesi olan durumlardan tamamen kaçınma davranışı sergilemesi durumudur.

– Peki, bu iki duygu arasında bir sınır var mı?

Bu sınır konusunda şunları söyleyebilirim: Koronafobi ile ilgili olarak belirli kaygının sağlıksız korkuya veya endişeye dönüşmeye başlama sınırı, normal şartlar altında devam eden rutinlerimizin ya da uzmanlar tarafından yapılan önerilerin sayıca ve sıklık olarak günlük hayat işleyişimizi ve ilişkilerimizi aksatmaya başladığında tehlikeli bir hal alır.

Zaman zaman kişilerdeki bu takıntılı davranışlar fobiye dönüşerek kişinin hayatını tamamen zorlaştırır. Örneğin evde olduğunuz halde sürekli her beş dakikada bir ellerinizi yıkamak, yıkamadığınızda kendinizi kirli ve endişeli hissetmek, sürekli ya bana da virüs bulaştıysa kaygısı içinde olmak sağlıksız seviyede bir endişe haline yani Koronafobiye, bu da tehlikeli bir korkuya neden olmaktadır.

Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

Didem Moralıoğlu: Teşekkür ederim.

Düşüncen Değişirse Kaderin Değişir

Didem Moralıoğlu

Epsilon Yay.

S.:  224

Kitabı satın almak için tıklayınız: kitapyurdu

*

Damla Karakuş

Instagram:

YENİ HABERLER

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış.

KÖŞE YAZILARI

Coronavirus COVID-19 Nasıl Oluştu?

ÖZGÜR AYSU

Rusya’da Mario Fernandes’in korona testi pozitif

ÖZGÜR

Arsene Wenger: Mesut’un oynatılmaması israftır

ÖZGÜR

Dışişleri Bakanlığı: Ermenistan’ın saldırısını kınıyoruz

ÖZGÜR
Wordpress Tema indir
%d blogcu bunu beğendi: